Çünkü Sen Biraz da Bensin

Hayalistanımın karanlık sokaklarında gizlenen ey!

Dünyanın üzerine çıkıp haykırmak istiyorum yenilmişliğimi. İnsanları kaybolmuş kentimde bütün bir gün gizli şeyler düşünüp, bütün bir gece gizli şeyler yazdığım masamdan kalkmak, tefekkür koltuğuma oturup alnımı soğuk cama yaslamak ve çeyrek asırlık hayatıma benzettiğim fırtınalı yaşamı seyretmek istiyorum bir müddet…

Zindandayım… Aşktan tutukladılar içimdeki şairi… Son çektirdiğim fotoğraf sabıka kaydımda şimdi… Bu dava ben çocukken başladı. Uçurtmalar ne kadar güzelse, o kadar harabeydi çocukluğum… Akranlarımın güle oynaya geçirdiği çocukluk dönemlerinde içime düşürdüğüm bu sevdanın ürkekliğini attımsa da üstümden, ezberimde hâlâ aynı bardaktan su içip, aynı yağmurda ayrıldığımız gün var… Yağmur altında gidişinin ardından bana kalan, çamurdaki ayak izlerindi ki onlar da güneş çıkınca kayboldu zaten…

Ardından önce şiire soyundum, sonra yarım bırakıp gittim; önce bana masal yaşatıp sonra bırakıp gittiğin gibi… Issız kıyılarda intihar sözcükleri dolandı dilime, kalemi alınca elime… Sesimi yaktım, dilimi yaktım, kelimeleri yaktım, kalemi yaktım, taş baskısı kitabın sayfalarını yaktım, kendimi yaktım, gölgemi yaktım, senin gölgeni yaktım, ayak izini yaktım, dudak izini yaktım… Sokaklarında kaybolduğum adresin kâğıdını önce gül bahçelerine attım ve nihayet gülleri de yaktım…

Sana siz dediğim günleri özlüyorum şimdi ey çocuk! Bana siz dediğin… Kırık camlardan ayın aktığı geceleri, güneşle beraber güneşlerimin de gurub ettiği akşamları, tan yerine ve tam yerine doğan ümitlerimin gölgesini… Her birini o kadar özlüyorum ki… Hele bozuk bir saate, her saat bakıp aldanmamı… Sana yaklaştıkça uzak olduğumu sanıp yanmamı…

Çocuktum seni tanıdığım vakit… Zamanın rengi ne olursa olsun sen vardın. Sen olmazsan olmazdın, sen olmazsa olmazdın! Sen namazımdaki fatiha, duamdaki “âmin”din…

Ey içimdeki çocuk!

Ey aynamın ardındaki resim, resmin önündeki siluet! Ey sen, ey ben, ey benden de ben olan! Zindandayım şimdi… Sen içimin sokaklarında özgür dolaşırken, ben dünyanın sokaklarında zindandayım… Gel kurtar beni, içimdeki şehirden çık, boğulduğum şehre gel!

Sin gibi keskin, nûn gibi suskun gel! Sin’e üstün ol, nûn’a cezm ol gel! Elif gibi yalnızım ben, he gibi ağlarım, mim gibi baş eğerim… Yeter ki gel sen! Çeyrek asrı devirdiğim gün, çeyrek asrın beni devirdiği gün olmasın yeter ki…

Biliyorum… Beni kurtaracak olan sensin… Çünkü sen biraz da bensin…

ukbe erkan – Çar, 06/09/2006 – 10:34

devamını bekliyoruz

yazınız;iyi olmakla beraber biraz kısa olmuş..içeriği zengin,yazınızın devamını bekliyoruz..

esra – Cum, 08/09/2006 – 17:39

katılıyorum

yazınızı çok beğendim ben de. cümleler usta bir nakkaşdan çıkan oyalar gibi zarif. yalnız arkadaşlara katılıyorum, yazının devamı gelmeli bence de.

superman – Cum, 22/09/2006 – 10:19

Her Yazına And Olsun ki

Yazıyı gördüm Ukbe bey, okudum, sindirdim her zamanki gibi, vitaminlerimi proteinlerimi de aldım yazıdan. Ama korktum Ukbe bey, çok korktum! Yıllardır içine attıklarını dışa vuracaksın sandım! Yazıyı okurken bi yandan içimden "Allah'ım, inşallah içindeki esrarı aksettirmemiştir bize" diye çok dua ettim. Şükür ki, sınırlarda dolaşmışsın ama hududu aşmamışsın. Yine çok beğendiğim bir yazı olmuş. Derin bir ruh haletinin, ümit ve korku arası gidip gelmeleri yine mevcut... And olsun ki, her yazına Ukbe bey, ayrı bir iştiyak ve heyecanla bakıyorum, hep şu tarz cümlelerini ayıklıyorum : "sen olmazsan olmazdı," sen olmazsa olmazdın!"
Kutlu duyguların süslü adamı! Bir kez daha bu vesile ile doğum gününü tebrik ediyorum, artık yaşlanmaya başaldın sen de bizim gibi.. Gerçi olsun üstadım, herkes hem hissettiği hem de ölecek yaştadır zaten!

Ali Çolak – Cum, 15/09/2006 – 12:24