Bir Elif Miktarı

---yıllardır özlemini çektiğim sevgiliye---

“Hiçbir filiz kendi gölgesinden öte bir yerde ölümü tatmamıştır”

Ey gözlerime bahşedilmiş mucize,
Ey yüreğime hediye edilmiş Cennet kokusu,
Ey nefesime serpiştirilmiş bir yudum taze hayat,

Kan ter içinde susuz dudaklarıyla ve semaya dönen dualarıyla “bir avuç derya’yı” dileyen bir gece vaktinden düşüyorum sen kokan bu satırları… Vaveylâ eden bir öğle saatinde bulunduğun yerin deli rüzgârlarında düşlüyorum seni… Deli esen rüzgâra inat başını eğmeyen gözlerine baka baka seni sevdiğimi haykırıyorum dua dua... Kulağımda yankılan Cennet şarkılarıyla yeniden huzuru doldururken seni çekiyorum içime… Toprak kokan benliğimle deniz kokan türkülerin söylendiği yüreğine akıyorum… Sen mavi bir derya, ben sana kavuşmayı arzulayan - ruhi haliyle- Leyla... Sana gelen yollarıma sunulmuş tüm engelleri teker teker aşarak sana koşuyorum. Yüreğimde toprak kokusu, yüreğimde sana bir an evvel kavuşma coşkusu… Hadi sevgili... Kapılarını, perdelerini sonuna kadar arala… Mevcudiyetinin ve geleceğinin tek idamesi / gayesi koca yürekli “umut” sayfalarına bir elif miktarı gülümse… Her nefesine bir elif miktarı huzuru kattığım birkaç sevda gülü ve nefesimde Cennet tahayyülü ile sana koşuyorum... Benden emin olana dek, yıllarca sana sakladığım yüreğimi sana katmaya geliyorum... Yollarım sana, menzilim sana... Senin mevcudiyetine idrakim tamamdır artık... Gayri benliğim senin varlığında sonlansın sevgilim… Çünkü biz bir mucizenin gerçeğe en yakın halinde sevdik birbirimizi… Biz ki; dallarında bir elif miktarı huzur, köklerindeki taze umutları taşıyan Gül-i Rana’nın sevdaya sunulan bir avuç mutluluğuyuz…

Tedavülü çoktan kalkmış bir ömrün peyderpey yeniden yaşatılması değil bizim sevdamız. Bitkisel hayatta yaşayan bir bedene yeniden ömür biçmek değil yaşadıklarımız… Ayrı gökyüzüne aynı gözle bakan bir sevdanın en yalın haliyiz... Tümceleri sevda ile nakış edilmiş cümlenin içinde yüreği Cennet kokan bir özne ile bir yüklemiz. Şimdi sevme zamanı… Şimdi kavuşma zamanı. Gökten inen nurun toprakla kavuşmasında temaşa edilen mucizenin kelimelere dökülen haliyiz biz… Sen ve ben biriz… Sen ve ben hep biziz… Biz ki, birbirimizin kaderine yazılmış bir ömürlük sevdayız yıllarca kıyıda köşede delice beklenilen…

Nefesindeki hayatla soluklandığım saklı sevdam,

Sevda mucizesinin yeniden tezahür ettiği gözlerinde yaşat beni. Sonra da badem gözlerindeki cennette, gonca güllerinle sar beni… Hadi sevgili durma öyle… Mavi bilyelerin cam soğukluğunda üşüyen yüreğimi sıcak şefkatinle kundakla. Gözlerinde her gün tekrarlanan bayram sabahlarının güzelliğine kat beni. Baktığın her an gökyüzünde benim gülen yüzümü görebilecek kadar benimse beni. Bir an tıkanan hayatın içinde anlamını idrak edemediğimiz ama onsuz mevcudiyetimizi idame ettiremediğimiz nefesinle sev beni… İçine çek beni… Ta ciğerlerine doldur beni. Uzaklığımı unut, nefesime sokul… Şah damarlarımdan bir an bile ayrılma sevgili! Yoğunluktan bitap düşen yüreğimi nefesinle tazelendir… Hadi sevgili… Eller gibi durma yanımda… Ne olursa olsun yaşat beni yaşadığın sevdanın en yalın zamanında…

Hadi sevgili… Hadi... Bir elif miktarı kadar yakın ol bana…

ukbe erkan – Pzt, 22/10/2007 – 10:23

sevmek bir lütuf

Başlangıcını çok beğendim. Satırların düştüğü vaktin kişileştirilmesi çok güzel bir hadise... ilk cümlede birkaç mana çıkarıyorsun kelimelerden. Sanki divan edebiyatı böyle sade kelimelerde de yapılabilir hissi uyanıyor. Yaaa Sevmek lütüf gerçekten... ve yazmakta muhakkak sonra bi daha yazıya dönersek; ... “toprak kokan benlik” derken yada “cennet tahayyülü” ile tasvir edilirken umutlar, “mavi bir derya”ya benzetilirken sevgili, “güliranaya sunulan bir avuç mutluluk” olarak izafe edilirken birliktelik gelip geçici bir aşktan çok sevginin yerleştirdiği iç huzur ve sabrın görülmesi zor güzelliği gün yüzüne çıkıyor ama bir yandan da... hayata dair naif bir zıtlık işte ..dayanamıyor “hadi sevgili durma” “gel artık” şah damarım gibi yakın ol, kapıları aç, yabancı olma derken kavuşma isteyişindeki heyecan bir o kadar yakından hissediliyor. Hele ki “mavi bilyelerin cam soğukluğunda üşüyen yüreğimi sıcak şefkatinle kundakla” nasıl bir taleptir bu nasıl bir ifadedir!!! Daha uzatırsam tüm yazıyı yazabilirim. Şunu da belirteyim öznel bir anlatım değil bu; özleyen seven isteyen yüreklerin ortak bildirimi olabilir ancak bir elif kadar düzgün ve varış yeri güzel bir sevgi diliyorum tüm gönüllere. Ve sevenler kavuşsun inş. Hayırlısıyla :) amiiin.

ömer faruk – Çar, 24/10/2007 – 09:06

muhtacız sevgiye, mühteyiciz hatta!

sevgi geniş bir kavram. ihata sınırları, dar bir pencereden görülemez. sevgilinin beklenmesi, istenmesi arzunun bu denli yüksek olması bile sevginin ne kadar engin bir duygu olduğunu anlatıyor. bu bakımdan hepimiz muhtacız sevgiye, sevginin her türlüsüne ihtiyacımız var, hatta bu muhtaçlık, muhtaçlıkların en üst seviyesinde, mühteyiciz yani! hele ki şu zor, acıya aşina olduğumuz günlerde o kadar aşikar ki bu muhtaçlık...

yazıya gelince, bir okur yorum yaparken, bütün yazıyı baştan yazabilirim demiş. hissiyatıma ortak olmuş. her bir cümlesinde farklı bir lezzet... yazının tamamı, hem gözü hem de damakları doyuran zengin bir sabah kahvaltısı gibi...

ama beni en çok vuran yer ilk cümlelerde gizli: "....... ey gözlerime bahşedilmiş mucize......"

Ali Çolak – Per, 25/10/2007 – 09:21