Deneme

Yağmur

Yağmur; uzun zamandır gelesin diye beklediğim eski bir dost gibisin. Beni şımartan bir dost... evde günlerce kalmış bir çocuk gibi seninle çıkınca adımlarım haytalık yapıyor ... sonra derin bir muhabbet başlıyor aramızda. Yanında hayatın hiçliğini konuşurcasına bomboşum. Tüm gelip geçenleri birer birer yada toptan geçirirken yanımdan ve tüm arızalı düşüncelerim geçerken zihnimden, semanın yükünü boşalttığı anda ki rahatlığı yaşıyorum. Yürüyoruz beraber. Hiç kılımız bile kıpırdamıyor; sular akıp giderken... sadece yanından geçiyorum. Nereye aktığıma bile bakmıyorum.
Aslında içimde tazelenmek yenilenmek isteyen bir yanımla seninleyim. Yenilenmek geçmişe perde çekmekle olmuyor. Onunla iyi geçinerek yeni bir sayfa açabiliriz belki. Ah öyle özledim ki toprak kokunu; gelişini. Bu taş binaların arasında zor seçebilsem de toprak kokusunu, öyle asli bir koku ve bir bebek kokusu kadar tazecik.Özledim seninle konuşmayı, sende konuşmayı. Sen bir zaman aralığı; içinde kapıların açıldığı bir yar eli gibi dokunaklı... bir karesinde donup kaldığım bir mekan gibi; asude anların yaşandığı... ah özledim sen varken kendimle baş başa kalmayı. Belki de doğruları söylemeyi... zor olsa da yalnızlığın acı gerçeğini alıştıra alıştıra söyleceğim.

betül yıldız – Per, 20/03/2008 – 17:44

Bir Elif Miktarı

---yıllardır özlemini çektiğim sevgiliye---

“Hiçbir filiz kendi gölgesinden öte bir yerde ölümü tatmamıştır”

Ey gözlerime bahşedilmiş mucize,
Ey yüreğime hediye edilmiş Cennet kokusu,
Ey nefesime serpiştirilmiş bir yudum taze hayat,

Kan ter içinde susuz dudaklarıyla ve semaya dönen dualarıyla “bir avuç derya’yı” dileyen bir gece vaktinden düşüyorum sen kokan bu satırları… Vaveylâ eden bir öğle saatinde bulunduğun yerin deli rüzgârlarında düşlüyorum seni… Deli esen rüzgâra inat başını eğmeyen gözlerine baka baka seni sevdiğimi haykırıyorum dua dua... Kulağımda yankılan Cennet şarkılarıyla yeniden huzuru doldururken seni çekiyorum içime… Toprak kokan benliğimle deniz kokan türkülerin söylendiği yüreğine akıyorum…

ukbe erkan – Pzt, 22/10/2007 – 10:23

Bir Sen Geçiyor Hayatımdan

Rüyalar her zaman geceyle başlamıyor. İnsan en mutlu olduğu anda “hayal mi gerçek mi” sorusunu soruyor ya hani. İşte o anı sımsıkı benimsemektir bu. Herkes “evet bunları yaşadın” desin yer gök zaman ve ne varsa bütün mevcudat ile şahit olsun değildi istenilen, sadece ilk gideceğin kapı bütün varlığınla yüklendiğin şükrünü yüce kudrete sunmak ve seni bildiği halde ona seni anlatmaktı.
Sen dediğim zaman bir hüzün ayının sonunda beklenen bir bayramda başladı masal... Günün yeni doğan çocuğu olan seher kadar masum ve yalnızdın.
Sevgi idin, sevdim, sevdik, sevindik.. Bir gülüşle bir hazine... bir bakışla bir hayat
Bir cemal ile bir alem veriliyor, ruhum senle kuşatılıyordu. gayrı olur ben diye bildiğim.. Ben diyebildiğim bir sen hasıl oldu...

aşina – Sl, 31/07/2007 – 19:10

Hislerimle Hasbihâl

Bunalımda olduğunuz çok oldu mu bilmiyorum.Ama ben bunalıma girip
çıkanlardanım.Sanırım reklamlara aldanan çocuklar gibi dünyayı elde etme
hırsı bürüdüğü zamanlarda nükseden bir hastalık bu benim için.Böyle
zamanlarda bir girdap gibi her şeyi yutmak isteyen nefsimi dizginlemek için
verdiğim savaşlardan tükeniyorum.Bu savaşı başlatanın, modern dünyanın
zengin olanı daha bir zengin etmek adına hayvani duygulara prim verdiğinin
farkındayım.Ama beşerim sonuçta; kendimi ne kadar geri plana çeksem de
işleyen çarkın yönünü değiştirecek kadar kuvvet bulamıyorum.Belki etrafımda
benim gibi düşünen insanlar olsaydı güçlerimizi birleştirirdik,çarkın yönünü
değiştirmesek bile kendi dünyamızı oluştururduk diye hayaller kuruyorum.

raziye iltar – Pzt, 30/07/2007 – 14:50

Ötelere Mektup

Sevgili Hacı Kemâl Ağabey;
Size nasıl hitap edeceğimi bilemediğimden, aklıma gelen ilk sözcüklere sığındım. Siz beni tanımıyorsunuz, bense sizi vefatınızdan sonra, tekrar tekrar seyrettiğim bir video kasetinden tanıyorum, o kadar. Bu kadarlıkla bir insan tanınır mı? Elbette tanınmaz. Bu yüzden siz benim gibi pek çok insanın meçhûlüsünüz. Meçhul ama kahraman! ..

Bu satırları şehrin göbeğindeki ıssız bir tepede yazıyorum. Bir şubat akşamı, dışarıdayım ve üşümüyorum. Hava mı bahar havasında, yoksa, yâdınız mı baharı taşıdı bu tepeye bilemiyorum. Birkaç gün önce, dört yıldır beraber kaldığımız bir Rus delikanlısı Andrey; İnegöl'e taşınmış bir Rus kadını ve iki kızından bahsederek tanışmak için oraya gideceğini söyledi.

abbas – Cmt, 21/07/2007 – 15:21

Haşmet Babaoğlu - Selam Olsun O Eşsiz Yetime

---Bu yazı 22.04.2005 tarihinde Haşmet Babaoğlu'nun bir gazetedeki köşesinde Mevlit Kandili vesilesi ile yazdığı yazıdır. Yine bir başka kandil günü sizlerle paylaşmak istedik. Kandiliniz Mübarek Olsun---

Andolsun, senin için akıbet, tebliğe başladığın ilk günlerden daha hayırlıdır; ümmetinin geleceği, geçmişinden; ahiret hayatı dünyadan daha hayırlıdır.
Zamanı gelince Rabbin bağışlayacak, sen de hoşnut olacaksın.
O seni eşsiz bir yetim olarak bulup da bağrına basmadı mı?

kavunkarpuz – Cum, 30/03/2007 – 17:20

Şimdi Sen...

Gözlerim takıldı özlemlerime.
Bir serçe kalbimi kırdı.

Toprağın gözyaşıydı gözlerinden elime akan. Güçlü ve kutsal, zarif ve tılsımlı... Ruhum sellere mesken... Ellerim yangın yeri... Yüreğim...

Acı aşkın yazısı, aşk acının turası...

Tarifsiz nice karanlıklar geçti gecelerden, nice isyan vazgeçti hecelerden... Görmüyor musun, nice yıldız ölüyor, sebep senden. Takvimlerden gemiler yaptım. Saldım zifirî gidişine. Battı zamanlarım, kayboldu yokluğunda. Ne yaş kaldı, bana; ne yaşamak. Ne yâr oldum; ne ihtiyar...
Şimdi gelsen... Neye yarar...

tûbâ – Çar, 21/03/2007 – 14:45
XML feed