Hikâye
Harnâme'nin Hikayesi -2-
"ULAK"
Karahisar bozkırı ikindi güneşinin bütün kızıllığını emmiş, safrandan bir denize dönmüştü. Bu sonu gelmeyecekmiş gibi uzanan turunculuğun ortasında, arkalarında inceden bir duman bırakarak at koşturan üç süvari vardı.
Önden giden atlı, dizginleri sağ elinde toplayıp, sol elini havaya kaldırarak gem kastı. Atlar yavaşladıktan sonra durdular. Önden giden Bayazit Paşa’nın ulağıydı. Arkadaki iki süvariden birisi elçiyi ve getircekleri tabibi korumakla, sağ salim Çelebi Mehmet Han’ın otağına eriştirmekle görevli Dağlama Osman lakaplı bir fedayiydi.
Harnâme'nin Hikayesi -1-
"ÇELEBİ MEHMET HAN'IN DERDÜ DERUNUNDADUR."
Önünde on iki bostancının beklediği, padişah çadırının perdesi aralandı. İçeriden veziriazam, hekimbaşıyla çıktı. Bayazit Paşa, hekimbaşını kolundan tutarak kendilerini kimsenin duyamayacağı bir ağaç altına götürdü. Karşı karşıya durdular. Bayazit Paşa’nın üzüntüsü, yüzüne vurmuştu. Kaşları düşmüş, yüzü kararmıştı. Sağ elini hekimbaşının omzuna koydu, “Ey efendi ne dersin bu hale?”
Hekimbaşı ağarmış sakallarını sıvazladı, çakır gözlerini veziriazama doğru kaldırıp, “Efendimiz, Sultanımızın bu sayruluğunun sizi üzmüş olduğunu, can kuşunuzun canını acıtmış görürüm . Lakin bilesiniz ki bizim halimiz de sizden gayru değildür. Melalimiz ortaktur, acımız, sıkıntımız birdür.”
Kayıkçının İnandığı
Bir kayıkçı için çok küçük, kürek çekmek için de çok güçlü sayılamayacak ellerine bakıp hayıflanarak suya yürüdü o akşam.Kayığın karinasına koyduğu sıkıntıyı açıkta bir yerlere serpecek ve ışığı hiç sönmeyen deniz kandilinin suda bıraktığı renksiz izi takip edip limanına geri dönecekti.Her akşamüstü düzenli olarak yaptığı bir işti bu.Güneşin havada asılı kaldığı süreyi saymazsak,dün ile yarının arasına sıkışan bugünün hiçbir ışığı yoktu.O ise ışık arıyordu.Goethe’nin ölürken mırıldandığı ışığı.Işığı aramak haricinde hergün yaptığı işi kolaydı aslında...Gün içinde biriken sıkıntıları yer yer sökülmüş çuvalına doldurup açık denize boşaltmak ve bir sonraki ringi düşünüp ümitle yaşamak...
Ay Tutulması
Güneş bir hayli yükselmişti. Bekçi dayıda bir sıkıntı olduğu davranışlarından belliydi. Yoğurduğu hamurdan, dışarıdaki fırında ekmek yapan hanımına arada bir bağırıp duruyordu:
-Haydi be! Acıktık; bir şeyler getir de yiyelim.
Bazen cevap alamıyor, bazen de belli belirsiz bir sesle hanımının yarım ağızla verdiği cevabı anlayamıyordu.
Odanın içinde ayağa kalkıyor, bir o yana bir bu yana gidip geliyordu. Kendi kendine “bu gün bir şey olacak. Kötü bir şey olmasa bari. Canım hiç bu kadar sıkılmamıştı”, diye söyleniyordu. Arada bir oflayıp pufluyordu.
Duramadı; fırının bulunduğu avluya açılan pencereden yine bağırdı:
-Karı! Haydi çabuk ol. Odaya gideceğim.
Bir Başarı Hikâyesi
Heyecanlıydı. Bir o kadar da huzurlu. Biraz sonra üzerine titrediği, üç yıldır beyninin ve yüreğinin içindekileri harmanlayıp, bir süt gibi içirdiği öğrencisi, İrespublika Olimpiyatları'nda kazandığı birincilik ödülünü almak için sahneye çağrılacaktı.
Hislendi. Gözleri buğulandı. Renkler, şekiller flulaştı, birbirine karıştı. Daldı...
Çiçeği burnunda hanımıyla beraber havaalanındaki heyecanlarını hatırladı. Daha evleneli bir hafta olmuştu. İlk defa uçağa bineceklerdi. Birazcık korkuyorlardı işin doğrusu. Ayağı yere basmıyordu ki meretin. Uçak âdeta ideallerinin mukaddesliğine denk bir yüksekliğe kanatlanmıştı. Bu yüceliğin gönderinde birbirlerine söz vermişlerdi. Birbirlerine olan sevgileri gibi, buraya geliş gayelerini de aynı aziz duygularla sevecekler, Anadolu'yu ve Anadolu insanını sevdirmek için yaşayacaklardı.
At'ın Hikâyesi

Emsalsiz, mecalsiz, soluksuz, amansızdık: ortalık, pür telaş baharda yeni diriliş yeniden diriliş. börtü böcekte umut. çiçeklerde polen mevsimi… gökyüzü açıktı… Bahar yeni gelmişti beldemize… Olsun koşmalıydık… ikimiz de koşuyorduk; elimizde bir parça ip, bir ucunda O, bir ucunda ben koşuyorduk... gökyüzü açık, güneş mümbitti koşuyorduk… Dinçtik; bir kışı geçirecek kadar. aklımızda birbirimize dair tassavurlarımız… altımızda ezilen çimen neşemizden hicap duyar gibiydi her ezilen yeşil bize baş kaldırır gibi biz daha ayağımızı kaldırmadan dikeliyor. Hayatlarının manifestosunu yapıyordu.
Koşuyorduk, karlar erimiş dağlardan sukun etmiş, inmişti. Dağlara, kar küsmüştü de ovaya inmişti; biz ıslak zeminde koşuyorduk.
Elleri Öpülesi Annelerimize-Gözyaşı
Yüce dinimizde cennetle müjdelenen tüm annelerimizin "Anneler Günü" kutlu olsun.
Gözyaşı
Küçük bir erkek çocuk annesine sordu:
"Niçin ağlıyorsun?".
"Çünkü ben kadınım" diye cevapladı annesi.
"Anlamadım!" dedi çocuk.
Annesi çocuğu kucaklayıp



Geçmiş yorumlar
4 hafta 2 gün önce
7 hafta 5 gün önce
12 hafta 1 gün önce
34 hafta 4 gün önce
41 hafta 13 saat önce
42 hafta 3 gün önce
44 hafta 3 saat önce
44 hafta 3 saat önce
44 hafta 1 gün önce
45 hafta 1 gün önce