Ramazan-ı Şerif'e Çağrı

Gel…
Bizler seni efsaneleşen aşıkların yürekleriyle bekliyoruz. İçimizde Mecnun’dan, Ferhat’tan kalma bir taş plak… Koynumuzda oyalı bir mendil ki aşkı koynumuza oyalayıp yârdan yadigar… Gel bütün taş plaklar seni söylesin, Gel bütün mendiller senin koynunda saklansın.
Gel ey RAMAZAN…Maşukların aşıklara edasıyla gel…

Gel…
Biz seni 14 asırlık tarihimizle bekliyoruz. Cihatlarda sancakları yükselten kollar omuzlarımıza dolanır. Bayramlarda kınalanan eller yüreklerimizi okşar. Gel, destan destan yazıl tarihimize, gel, menkıbe menkıbe dolan dillerimize… Gel Ey Ramazan… Kahramanların nidasıyla gel…

Gel…
Biz seni göklere asilik yapmayan imarlarımızla bekliyoruz. Şadırvanlarımız, kubbelerimiz camilerimizle bekliyoruz. Bugün Sinansız değildir kubbeler. Ama sen gelirken Mescid-i Nebevi’den seslenen Bilal’ın sesini inlet Süleymaniye’lerimizde, Selimiye’lerimizde…Gel ey Ramazan…Habeşi nefesin esmer sedasıyla gel...

Gel…
Biz seni haftalarla, günlerle, seherlerle bekliyoruz… Bir Cuma busesi ol yanaş yanağımıza, bir seher ol sokul koynumuza… Mesafeler çok yıpratır oldu bizi, bize “Şah damarımızdan Yakın olandan” af ve müjdeler duyurarak gel. Gel ey Ramazan. Cehennem ateşinden inanların azadesiyle gel.

Gel…
İmsâklerden iftarlara uzanan zamana sevap incileri dökerek gel. İftarlardan imsaklere uzanan teravih ve salat gerdanlığına mücevherler dizerek gel. Gel bize düğün ol, gel bize iki öğün ol.
Bizi kendine ram ederek gel Ey Ramazan… Peygamberlerin, velilerin secdesiyle gel.

Bir eda ol da ol…
Bir nida ol da gel…
Bir seda ol da gel…
Gel Ey Ramazan’ım…

burak başarı – Cmt, 23/09/2006 – 12:22