Yağmur

Yağmur; uzun zamandır gelesin diye beklediğim eski bir dost gibisin. Beni şımartan bir dost... evde günlerce kalmış bir çocuk gibi seninle çıkınca adımlarım haytalık yapıyor ... sonra derin bir muhabbet başlıyor aramızda. Yanında hayatın hiçliğini konuşurcasına bomboşum. Tüm gelip geçenleri birer birer yada toptan geçirirken yanımdan ve tüm arızalı düşüncelerim geçerken zihnimden, semanın yükünü boşalttığı anda ki rahatlığı yaşıyorum. Yürüyoruz beraber. Hiç kılımız bile kıpırdamıyor; sular akıp giderken... sadece yanından geçiyorum. Nereye aktığıma bile bakmıyorum.
Aslında içimde tazelenmek yenilenmek isteyen bir yanımla seninleyim. Yenilenmek geçmişe perde çekmekle olmuyor. Onunla iyi geçinerek yeni bir sayfa açabiliriz belki. Ah öyle özledim ki toprak kokunu; gelişini. Bu taş binaların arasında zor seçebilsem de toprak kokusunu, öyle asli bir koku ve bir bebek kokusu kadar tazecik.Özledim seninle konuşmayı, sende konuşmayı. Sen bir zaman aralığı; içinde kapıların açıldığı bir yar eli gibi dokunaklı... bir karesinde donup kaldığım bir mekan gibi; asude anların yaşandığı... ah özledim sen varken kendimle baş başa kalmayı. Belki de doğruları söylemeyi... zor olsa da yalnızlığın acı gerçeğini alıştıra alıştıra söyleceğim.
Dokunuşunu özlemişim; öyle ki gözlerime çarpınca damlalar hemen buğu tutuyor hayallerim... korkuyorum bir an olmaktan, bir yağmur damlası olamadan suya karışmaktan. Elimden kayıp giden bir damla olursun diye... dokunamıyorum, doyamıyorum. Gideceksin diye kızıyorum; hırçın ve sinirli saçlarımı çarpıyorum bedenine. Sonra bir uyarı gibi beliriveriyor gökyüzündeki kader çizgileri.
Yürüyorum. Kılıksız bir halde yüzüm; kimse görmez görse de tanımaz. Adımlarımda düşünceler var ama acı yok. Sağıma soluma bakmadan ve kaldırım taşarlının sürprizlerine aldırmadan... ve bir kullanımlık şemsiyeme...arkadaşımdan dönerken az önce elime tutuşturduğu şemsiye. Bir kullanımlık kırık bir şemsiye. Oysa ben ıslanmak isterken son isteğinden mahrum etmek istemediğim şemsiye. Son defa yağmuru hissetsin istedim. Ve sonra hissiz öylece atıverdim onu çöp kutusuna. Belki ondan daha çok korkuyordum, daha çok sıkışıyordum..buranın karanlığı uçsuz bucaksız... ve sesler... bu aslında bir yaranın kabuk bağlamaya çalışmasıdır belki.
Ey yağmur namı diğer rahmet; sen makyajlı bir yüzde akan gözyaşları gibisin; bu şehirde..günahları yıkıyorsun. Ama düşünceler ruha ağır bir külfet... Ruhum yorgun, bu yol yordu beni. Seni dışarıda, sesini camın arkasında ve üzerimdeki ağır mantoyu akan sulara bırakarak.... yatağımda biraz dinleneceğim.

betül yıldız – Per, 20/03/2008 – 17:44

ve yağmur... hep yağmur...

"iyi ki bilmiyor kalabalıklar
yağmura bakmayı cam arkasından
şükür ki insandan insana fark var
kimine cennetse kimine zindan
iyi ki bilmiyor kalabalıklar"

Sezai Karakoç

mehmed selim – Cum, 04/07/2008 – 17:32