At'ın Hikâyesi


Emsalsiz, mecalsiz, soluksuz, amansızdık: ortalık, pür telaş baharda yeni diriliş yeniden diriliş. börtü böcekte umut. çiçeklerde polen mevsimi… gökyüzü açıktı… Bahar yeni gelmişti beldemize… Olsun koşmalıydık… ikimiz de koşuyorduk; elimizde bir parça ip, bir ucunda O, bir ucunda ben koşuyorduk... gökyüzü açık, güneş mümbitti koşuyorduk… Dinçtik; bir kışı geçirecek kadar. aklımızda birbirimize dair tassavurlarımız… altımızda ezilen çimen neşemizden hicap duyar gibiydi her ezilen yeşil bize baş kaldırır gibi biz daha ayağımızı kaldırmadan dikeliyor. Hayatlarının manifestosunu yapıyordu.
Koşuyorduk, karlar erimiş dağlardan sukun etmiş, inmişti. Dağlara, kar küsmüştü de ovaya inmişti; biz ıslak zeminde koşuyorduk.

uzan zamanlar önce bu kuş uçmaz kervan geçmez beldeye gelmiş, yerleşmiş uzun yolculuklara sırtını çevirip kendine, yalnızlığına dalmıştı. zaman olur da bir at ipini koparır da kendini özgürlüğe salarsa onun peşinden koşardı. atlarla yarışır, atlara koşar, atla at olurdu …

Ben, şairin sözüne, atların gözüne vurgundum. bakar atlara, bakar bakar da; unutma ki sevgilim atlar da rüya görür derdim. o anda kalbim hızlı hızlı çarpar, elim ayağım kıllanır, gözlerim büyür, vücudumun bilmediğim bir yerinden iki ayak daha çıkar at olurdum. rüyalara dalardım..

At, asil hayvandı. hele de bir zincirini koparan atlar, bütün köye başkaldırırdı. O anda her yer, herşey onlarındı. Engin uçsuz bucaksız çayırlar… Çayırda papatyayı ezerek severdi atlar… menekşeyi üstelerdi… börtü böcek hırçın atın ayağından tekin değildi. At asil hayvandı. Koşar kimse tutamaz başı dik koşar arada iki arka ayağını geride kalanlar kaldırır; kendisine yetişemeyen herşeye herkese ayak teperdi…. Bir ata kim yetişebilir ki! üstelik uykuda da gözleri açıktı atların. Bir manevi kamet küheylanlar gibi Çatlayıncaya kadar koşun demişti … küheylanlar koşar da yorulmaz, yorulur da bilmez yorgunluk hissi nedir yoktu. küheylanın dalağı şişmezdi….

At, binilmeye değil sevilmeyeydi. Bundan vahşi atlardaki hırçınlık.

Baharı terk etmiş, atın peşine koşmuştum. At, baharda özgürlüğe; ben, onun peşine koşmuştum. O, bir sevinçli ki görülmeğe değer… zalim bir yolculuktan sonra vardığı bu beldeye sonra sonra alışmıştı da geldiği yerlerin kendince güzelliklerini bulamamıştı. her bir ‘at isyanı’ onu muzaffer kumandan yapıyordu. “Yılmayın aslanlarım, az kaldı kale düşecek. ” Edasında kale komutanı gibi “at şimdi yoruldu yorulacak” diyordu. Her at onda bir feth edilecek kale… Amaç tekti onda: Atı yakalamak. Bende amaç atı yakalamak değil peşinde olmak. At koşuyor ben yoruluyordum. at sevgisinden uzaklaşıyordum. O koşup yoruldukça ata daha bir tutkuyla bağlanıyordu. Tutku; At’a özdeş, asırlardır şanlı bir paye … peşinde olan cengaver feryatta at gitti gidecek at düştü düşecek. at dereleri aştı. çayırlara daldı. diriliş muştusundaki kaç ekini ezdi. kaç Rençberin ah’ını aldı. kaç Atı isyana getirdi.. biz atın peşindeyiz, güneş batmaya yakın.. koş at özgürlüğe, öteye koş…

Abdussamed GÜL – Cmt, 27/05/2006 – 18:24

atlar da rüya görür

atlar da rüya görür elbet, hem de "çatlayan rüya" ! Bir manevi kamet küheylanlar gibi çatlayıncaya kadar koşun demiş ise, bu çatlayan rüyadandır.
baharı terkedip atın peşinde koşmak var, at sırtında koşarken ötelere gitmek var. çok etkiler beni çağrı filminden bir sahne. 3 sahabe, 3 atın sırtında ve 3 ayrı yöne küheylanlar gibi çatlamak için ayrılırlar. bu herhalde baharı terkedişin en güzelidir. vesselam.

ukbe erkan – Çar, 31/05/2006 – 00:50

Bir at risalesi yazmak

Yazıyı okur okumaz size sadece 1 tavsiye ve 1 eleştiri ile cevap vereyim dedim. Tavsiyem o ki, bir konu seçin kendinize, o konu üzeinde yoğunlaşın ve o konu da küçük bir kitaap yazın. Yani ki risale! Mesela bu konu at olabilir, neden olmasın? Bir at risalesi yazılmamış bugüne kadar, ve size nasib olsun ilk. Ve elinizi çabuk tutun bence, zira ben bu konuda sizden önce davranabilirim!
Olumsuz bir de eleştirim var ki, mevzularda tahassus yaparken, hassaslaşırken, derine inerken konunun bütünlüğüne dönmekte zorluk çekiyorsunuz. Bu da konunun dağılmasına sebeb oluyor. Hele hele ki risale yazarken, en önemli mevzu ana konunun (ki üstüne bastıra bastıra söylüyorum bu konu at olabilir, çok da güzel olur) dağılmamasıdır.

Ali Çolak – Pzt, 05/06/2006 – 13:29